Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir derler. Ruhsal yolda yürürken çoğu zaman zihnimiz yön belirlemeye, kontrol etmeye ve anlam yüklemeye çalışır. Ancak evrenin dili zihinsel değil, sezgiseldir. Bu dili anlayabilmek için önce teslim olmayı öğrenmemiz gerekir.
Teslimiyet, çoğu insan için pes etmekle karıştırılır. Oysa gerçek teslimiyet; ne oluyorsa onun, ilahi düzenin bir parçası olduğunu bilerek, direnç göstermeden içsel bir kabul haline geçmektir. Bu, gücümüzden vazgeçmek değil; gücümüzü, kaynağımıza güvenerek kullanmak demektir.
Tıpkı bir nehrin akışında olduğu gibi, bazen sular coşar, bazen durulur. Biz de yaşamın getirdiklerine karşı savaşmayı bıraktığımızda, içsel huzuru bulmaya başlarız. O noktada, dış dünyadaki fırtınalar bile bizi sarsmaz çünkü artık içimizde bir merkez vardır. O merkez, ruhun ta kendisidir.
Peki nasıl teslim oluruz?
- Anda kalmakla. Geçmişin yükünü ve geleceğin endişesini bırakmakla.
- Kalbin sesini dinlemekle. Zihin her zaman mantıklı ama kalp her zaman doğru yolu gösterir.
- Şükürle. Şükür, enerjiyi yükseltir ve bizi ruhsal hizalanmaya götürür.
Unutma, ruhsal büyüme bir yarış değil; bir hatırlama sürecidir. Zaten bildiğimiz ama unuttuğumuz bir bilgeliği, yeniden anımsama yolculuğudur bu.
Bu hafta, sadece bir gününü teslimiyetle yaşamayı dene. Her şeyi kontrol etme isteğini bir kenara bırak ve sadece olmaya izin ver. Belki de mucize, o anda gelecektir...









