Denizli Mil Maarif-Sen İl Temsilcisi Muhammed Ali Şimşek, iki ilde yaşanan okul baskınları sonrasında yaptığı basın açıklamasında “Can güvenliğimiz, meslek onurumuz ve güvenli okul hakkımız için alandayız” dedi. Denizli Mil Maarif-Sen İl Temsilcisi Muhammed Ali Şimşek, basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Bugün burada, eğitim çalışanlarına yönelik giderek artan şiddet olaylarına, okullarda derinleşen güvenlik zafiyetine ve oluşan korku iklimine karşı sessiz kalmayacağımızı bir kez daha haykırıyoruz.
Son dönemde Şanlıurfa Siverek’te yaşanan silahlı okul saldırısı başta olmak üzere, farklı illerde meydana gelen darp, tehdit ve saldırı vakaları artık münferit olmaktan çıkmıştır. Öğretmenler hedef alınmakta, okul yöneticileri tehdit edilmekte, eğitim çalışanları görev yaptıkları yerde can güvenliklerinden endişe duymaktadır. Bu tablo; yalnızca eğitim çalışanlarını değil, öğrencilerimizi, velilerimizi ve milletimizin geleceğini doğrudan tehdit eden ağır bir güvenlik sorunudur. Biz bugün buradan açıkça ilan ediyoruz: Okullar şiddetin, tehdidin ve korkunun mekânı olamaz! Öğretmen sahipsiz ve korunmasız bırakılamaz! Eğitim çalışanının can güvenliği yok sayılarak sağlıklı eğitim sürdürülemez!
Mil Maarif-Sen Genel Merkez Yönetim Kurulumuzun kararı uyarınca; eğitim çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek, güvenli çalışma ortamı talebimizi güçlü biçimde ortaya koymak ve gerekli yasal-idari düzenlemelerin ivedilikle hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla 15-16 Nisan 2026 tarihlerinde Türkiye genelinde 2 (iki) gün süreyle iş bırakma eylemi kararı alınmıştır. Bugün bu eylemin ilk gününde, Türkiye’nin 81 ilinde aynı kararlılıkla alanlardayız. Bu eylem; yalnızca bir sendikal tepki değil, can güvenliğimize, meslek onurumuza ve güvenli okul hakkımıza sahip çıkma iradesidir. Özellikle vurguluyoruz: Bu eylem, eğitimi aksatmak için değil; eğitimi şiddetten korumak içindir. Bu duruş, okulu sahipsiz bırakmak değil; okulu güvenli hâle getirme çağrısıdır. Güvenli okul olmadan sağlıklı eğitim olmaz. Korku ikliminde ne öğrenme mümkündür ne de öğretme.
Artık vakit kaybetmeden şu adımlar atılmalıdır: Tüm eğitim kurumlarına yeterli sayıda kadrolu güvenlik personeli derhâl atanmalı, okul güvenliği geçici ve göstermelik tedbirlerle değil; kurumsal, sürekli ve etkili bir sistemle sağlanmalıdır. Eğitim çalışanına yönelik şiddete karşı özel, ağır ve caydırıcı yasal düzenleme vakit kaybedilmeden hayata geçirilmeli; öğretmene ve okul yöneticisine yönelik saldırılar “sıradan adli vaka” gibi ele alınmamalı, en ağır yaptırımlara tabi tutulmalıdır. Okul güvenliği ve disiplin mevzuatı günün gerçeklerine göre yeniden düzenlenmeli; şiddetin ve disiplinsizliğin değil, kamu otoritesinin, güvenin ve düzenin hâkim olduğu okullar inşa edilmelidir. Şiddet olaylarında eğitim çalışanını yalnız bırakan idari zafiyetlere derhâl son verilmeli; olaylara karşı hızlı, kararlı ve koruyucu bir kurumsal refleks gösterilmelidir.
Devlet yetkililerine ve Millî Eğitim Bakanlığı’na açık çağrımızdır: Artık söz değil, icraat zamanıdır. Artık temenni değil, tedbir zamanıdır. Eğitim kurumlarını şiddetin gölgesinden çıkarın. Okullarda kamu otoritesini, caydırıcılığı ve güvenliği yeniden tesis edin. Eğitim çalışanlarının can güvenliğini teminat altına alacak somut adımları daha fazla geciktirmeyin.
Velilerimize de açıkça sesleniyoruz: Bu eylem çocuklarımızın eğitim hakkına karşı değildir. Tam tersine, onların daha güvenli okullarda, korkusuzca ve huzur içinde eğitim alabilmesi içindir. Bugün öğretmenini koruyamayan bir sistem, yarın öğrencisini de koruyamaz. Güvenli okul; öğretmenin olduğu kadar velinin ve öğrencinin de ortak hakkıdır.
Biz susmayacağız. Biz geri adım atmayacağız. Biz eğitimde şiddete teslim olmayacağız. Can güvenliğimiz sağlanana, okullarımız gerçekten güvenli hâle gelene ve eğitim çalışanı hak ettiği şekilde korunana kadar bu haklı mücadeleden vazgeçmeyeceğiz”







